http://vetgoz.com.tr
http://vetgoz.com.tr/makaleler/Kedi-ve-Kopeklerde-Kornea-Ulseri
veteriner göz merkezi

Makaleler

Kedi ve Köpeklerde Kornea Ülseri

Ülser dediğimizde çoğumuzun aklına, mide ülseri gelir. Çevremizde mide ülseri nedeniyle, mide bulantısı ve ağrısı çeken birçok insan vardır. Ülser aslında yavaş iyileşen, doku kayıplı kronik yaralara verilen genel bir isimdir. Damarlı dokuların dışında korneada da ülser gelişebilir. Aslında kedi ve köpeklerde gelişen göz hastalıklarının başında gelmektedir.

Kornea ülserinin birçok sebebi vardır. Travmatik etkiler en başta gelen sebeplerdir. Örneğin köpekler birbirleri ile oynarken ya da kavga ederken kornealarında gelişen çizik ya da yaralar birkaç gün içerisinde ülserleşebilir. Aynı şekilde kedi tırmık darbelerinin korneada oluşturduğu yaralanmalar da ülserleşme eğilimindedir. Travmatik kornea ülseri gelişimi her kedi ve köpek ırkında gözlenebilmekle birlikte özellikle kısa burunlu kedi ( İran kedileri gibi) ve köpek ırkları ( Pekinez, Pug, İngiliz bulldog gibi) hastalığa daha yatkındır. Bu ırklarda gözküreleri dışarı çıkık olduğundan travmalardan daha kolay etkilenmektedir. Göze gelen yabancı cisimler ( bitki parçacıklar ya da kum taneleri gibi), kimyasal maddeler ( deterjanlar, inşaat malzemeleri gibi), yakıcı kostik gazlar ( Biber gazı v.s) ve kuru göz hastalığı gibi bir çok etki kornea ülseri ile sonuçlanabilir.

Kornea ülserinin bir diğer önemli sebebi de, gözkapaklarında gelişen anormalliklerin oluşturduğu etkilerdir. Doğuştan kirpiklerin içeri dönük olması, gözkapaklarının kenar yapılarının içeri doğru dönmesi (entropiyum) gibi yapısal bozukluklar sonucunda, korneada önce erozyon başlar ve zamanla hastalık ülseratif kornea lezyonu ile sonuçlanır.

Hastalığın teşhisi oldukça kolaydır. Korneada matlaşma ve yer yer damar gelişimi, değişik derinlik ve genişliklerde yara görüntüsü, irinli gözyaşı akıntısı, gözkapaklarını kısma, ışığa bakamama, gibi belirtiler hastalığı düşündürmelidir. Kimi zaman ufak bir notka şeklinde, kimi zaman ise geniş kenarları düzensiz yara görünümünde olabilir. Bazı olgularda ülser yüzlektir, ancak kimi olgularda ülser derinleşir ve adeta gözün delinmesine ramak kalmıştır. Zamanında belirlenip ideal tedavi ile iyileştirilemeyen hastalarda, gözün delinmesi ve göz kaybı ihtimali yüksektir.

Hastalığın teşhisi kolay olmakla birlikte, tedavisi birkaç hafta alabilir. Temelde metodları ilaç tedavileri ve operatif yöntemler olarak ikiye ayırmak mümkündür. Yüzlek ve çok geniş olmayan kornea ülserleri genellikle lokal damla şeklinde kullanılan ilaçlarla iyileştirilebilir. Tedavinin ilk aşamasında antibiyotik, suni gözyaşı, yıkımlanmayı yavaşlatıcı ilaçlarla yaranın dolması ve iyileşmesi sağlanır. Günümüzde iyileşmeyi hızlandıran hiyaluronik asit derivasyonları geliştirilmiştir ve ülkemizde de bu ilaçları temin etmek mümkündür. Yara iyileşirken korneaya damarlar girer ve saydamlığı bozmuştur. Tedavinin ikinci aşamasında ise steroid ya da yangı giderici damlalarla kornea tekrar saydamlaştırılır. İlaçların hasta sahibi tarafından kullanılma sıklığı ve bu konudaki disiplin son derece önemlidir kimi zaman damlaların günde 5-6 kez kullanılması gerekmektedir.

Geniş ve derin ülserlerde ise göz ve görüşü kurtarmak amacıyla farklı operatif yöntemler uygulanabilir. İyileşmeyi hızlandırmak için gözkapakları geçici süre özel dikişlerle kapatılabileceği gibi, korneaya konjunktivadan yama yapmak, hatta kornea nakli gibi çok farklı yöntemler uygulanabilir.

Hastalık ister ilaç tedavisi ister, operatif yöntemlerle iyileştirilsin, plastik yakalık takarak hastanın kendini kaşıması engellenmelidir. Bu uygulama neredeyse ilaç uygulamaları gibi son derece önemlidir. Kimi zaman yüzlek bir ülseri hasta kaşıyarak derinleştirebilmekte, hatta gözünü delebilmektedir. Her hastalıkta olduğu gibi erken tanı ve doğru girişimlerle kısa sürede göz ve görüş kaybı olmaksızın hastayı iyileştirebilmek mümkündür. Ancak günümüzde ülser çok derinleşmiş hatta göz delinmiş olsa bile, mikrocerrahi sayesinde hastanın gözünü kurtarmak ve görüşünü optimum düzeye getirmek mümkündür. Gözün alınması her zaman son çaredir ve gerek hasta sahibi gerekse hekimler tarafından erken amputasyon (gözküresinin operatif olarak alınması) kararı verilmemeli ve tüm çareler araştırılmalıdır.